İnsanın İçinde Özgürlük

Yaşadığımız dünyada nefes kadar önemli olan bir şey var: Özgürlük. Bunun politik anlamını bir kenara bırakın, bağımsız olmasa da bahsettiğim o değil şu an. İnsanın hissi olarak yaşadığı özgürlük duygusunu düşünün. Normal fizik kurallarının pek de işlemediği şekilde uçak yolculuklarınızdan birini hayal edin. Uçağın arka acil çıkış kapısına geliyorsunuz, sırtınızda ilkokul çantanız ağırlığında bir paraşüt. Kapı açılıyor, annenizin serdiği yatağa atlar gibi boşluğa yüzüstü atlıyorsunuz; ve işte o duygu.

 

ve işte artık özgürsün,skydiving-fantastic
ne sana dokunacak eller,
ne de seni tutacak sözler var,
ve işte artık özgürsün,
ne boynunda tasma,
ne de çekiştiren onlarca el var,
ve işte sen özgürsün.

 

Özgürlük bir hisle başlamalı, onu önce hissetmemiz gerekiyor. Siz lezzetini bilmediğiniz bir yemeğin hazzını ne kadar bilebilirsiniz; yada, sevdiklerinizin de bu lezzeti tatması gerektiğini hiç aklınıza getirebilir misiniz? İçsel olarak özgürlüğü daima yaşatmadan, dışa vurumda, özgürlüğün yansımalarını yaşatamayız.

Etrafınıza 5 dk. göz atın ve düşünün. Herkes “modern paralı köle” moduna almış kendini yada mecbur bırakılmış. Her kırbaçta daha da haysiyet duyguları zedelenmiş, her gün kime kulluk yapacağını şaşırmış, kendisine kesilen hesabın faturası altında ezilen insanlar. Sorsanız mutludurlar, olmaları gerekir ve biraz daha zorlarsanız “Başka ne yapabilirim ki?” diyerek bastırdıkları acziyetlerini ucundan gösterirler ama daha fazla zormalayın, hıçkıra hıçkıra ağlarlar. Bilmiyorum, sorulan ben olsam böyle olurdu herhalde.

Velhasılı kelam, anaya babaya selam, özgürlük dediğimiz şey önce içimizden gelmeli, içselleştirmeliyiz. Haysiyet duygularımızın törpülenmesine, özgürlük heyecanımızın aşağılanmasına izin vermeden gerektiğinde rest çekebilmeli, baş kaldırmayı bilmeliyiz.

Bir Cevap Yazın